Sanat kimin içindir?

Bana ve planlarıma asla ayak uyduramayan hayatım iki sene önce bir virajı daha yanlayarak ve aklımı başımdan alarak dönünce kendimi İstanbul’da buldum.

Düzensiz düzenlilerdenimdir ben, dağınıklığımda her şeyi daha kolay bulurum, her şeyin yerli yerinde olduğu mekanlarda elim ayağıma dolaşır, aynısı hayatım ve ilişkilerim için de pek tabi geçerlidir 🙂

Planlanmamış olan ne yapsam üretkenliğim ve yaratıcılığım artar, son dakika işlerini son dakikada yapılmamış gibi yapmak yine uzmanlık alanlarımdandır. Ben böyle uzmanlıklarıma yönelmiş İzmir’de mutlu mesut (halimden bütün izmirliler kadar söylenerek) yaşarken kendimi üniversite yıllarımı çürüten İstanbul’un orta yerinde yine, yeni, yeniden buldum.

Üstelik bu kez meslek tercihim resim yapmaktı. İstanbul sen mi daha büyüksün ben mi edebiyatına hiç girmeden (abimizsin İstanbul diyerek) hayallerimin peşinden uslu uslu ilerledim.

art_studio_paintsTanıdıklar, aracılar, arkadaşlarla gidilip bedava şarap içilen sergiler derken nihayetinde kendimi açılışına son 4 günü kalmış bir karma serginin davetiyesinde adım yazarken buldum. Adım yazılmış, davetiyeler tamam, ressam hanım olmuşum fakat tablo yok 🙂 Son dakikacılığımdan size söz etmiştim hatırlarsanız, şanıma yakışacağı gibi iki günde 1.50 ye 1 ölçülerinde tabloyu alnımın akıyla boyayıp, evdeki duvara astığım iki tabloyu da sarıp sarmalayıp galeriye yolladım. Sıra geldi ressam hanıma dönüşmeye. Günlük hayatta gözlüklüyüm, entelliği böyle kurtarsak, bir de renkli fular takarım vs. diye başlayan kız grubu konuşmalarının sonunda isyan edip kendim gibi gitmeye karar verip, gittim galeriye.

Sahne 1. serginin gerçekleştiği otelin lobisindeyiz sağlı sollu tablolar asılmış, karma sergi olduğundan işler arasındaki yetenek ve konu farklılığı çok da göze batmıyor, insanlar ne abartılı ne de rüküş herkes olması gerektiği gibi, bedava şarabın etkisiyle de yüzler gülmekte.

Sahne iki ressamların gelişi, işte burada işin rengi biraz değişiyor. Ben günlük hayatımda normal bir kızım, siyah ağırlıklı bir dolabım, köpeğim, dedikodu seven arkadaşlarım, komik bir ailem var. Alış veriş merkezi gezmeyi severim, tabloları vivaldi dinleyerek değil bildiğimiz türkçe pop dinleyerek ya da gündüz kuşağı izleyerek yapıyorum ( zemindeki boyanın kurumasını beklerken sarma sarmışlığım bile var). İlk seferde mesleğimi tipime bakarak tahmin edeceğinizi de sanmam fakat kafamda da bir ressam prototipi vardır, vardı.

Assolistler misali birer birer odaya gelen ressamlarsa bu prototipimi elleriyle boğarak öldürdüler. Mini, disko topu ışıltılı elbisesiyle salona giren, gelinin kız kardeşi makyajlı ve saçlı otuzlarındaki bayan örneğin yaptığı tablonun yanına geçti ve hollywood gülümsemesiyle etrafını seyre daldı, daha sonra öğrendim ki yüze yakın sergisi olmuş, akademiliymiş falan fıstık. Bir ötekisi çiçekli gömleğiyle ve ütüsüz pantalonuyla geldi, kimseyle konuşmadı bir köşede durdu bütün gece.

Birisi tablosuna yapıştırdığı depresyon haplarını ve parasız günlerini anlatıp yürek dağladı, ötekisi şarabın ve içinden taşan sanat yapma coşkusuyla (kişisel tahminim) sahneye çıkıp caz söyledi. Gizli gizli herkes diğer ressamların işlerini inceledi, suratlarda hep bir memnuniyetsizlik, yorumlarda hep bir eksik tamamlamaca.. Sonrasında yine katıldım sergilere, İstanbul sağolsun pek çoğunu da gezip görme fırsatım oldu.

Bana en karmaşık gelen ve hala adlandıramadığım kısım ise ”sanat kimin içindir?” polemiği. ”Sanat sanat içindir.” akımına sanat birey içindir, toplum içindir, para, ün, şan, şöhret içindir ideolojileri kafa tutmakta. Uzun bacaklı fillerle, eriyen peynir saatleri çizen Dali’yle, bana anaokulu çizimlerini andıran katalan ressam Miro kıyaslanır mı? Devrim Erbil kadar iyi çizgilerle anlatabilinir mi şehirler? Klasik sanat akımlarıyla boy ölçüşebilir mi Contemporary? Vincent’in ayçiçekleri ya da yıldızlı gecesi, Klimt’in ”öpücük” tablosu, Monet’in gelincik tarlaları herkesin kalbine dokunuyor mu bana dokunduğu kadar?
burakdakkirmiziPek emin olmamakla birlikte cevabım sanırım ”Hayır”. Sanat pek çok şey gibi göreceli, kişisel ve eleştirel bir oluşum. İnsanlara, şehirlere ve durumlara göre şekillenmekte. Onu sürekli kılan da bu zaten, beni, disko topu ışıltılı elbisesi olan kadını, bohemi, zengini, fakiri, depresifi,deliyi, Dali’yi, Miro’yu, Devrim’i, İsmail’i, Mehmet’i ve daha nicesini ressam yapan da bu…Netice de en başlıktaki soruya cevabım olarak kayıtlara geçsin…. ” Sanat herkes ve her şey içindir..” 🙂

Reklam

İlk Yorumu Yapan Siz Olun..

Bir Cevap Yazın