Neden seyahat bloggerı olmaya karar vermedim :)

Twitter’daki Paris önerileri linkini alt edecek türden gezimiz konusunda iddiasısız olduğumuz sanılsın istemem.. Sadece biliriz ki zevkler ve renkler tartışılmaz arkadaşlar.. Bizden gezmesi sizden faydalanması diyelim ve geçelim unutulmaz gezimize..

Yıl 2012’dir ve uçak biletleri oraya daha ucuz diye Amsterdam’a inildikten sonra, 5 kız 1 araba kiralayıp; aradan 2 talihlimiz şoför ve yedeği seçilmiş ve sabaha kadar Paris’e sürülmüştür.

Avrupanın En Hızlı Trafiği.. Paris

İlk ışıklarla Paris’e girildikten bir süre sonra sabah trafiğine yakalanılmış, böylece Avrupa’nın en hızlı akan trafiği de görülmüş ve tecrübe edilmiştir. Diana’nın alt geçidinden geçerken aynı sahneyi yaşama olasılığımız ise gezimize adrenalin yükselten bir efekt katmıştır. Paris’te çok şükür ki Eiffel gözünüze girecek kadar büyüklüktedir sevgili okurlar. Gece gündüz her yerden görülmekte ve özellikle önünde uzanan kuyrukta beklerken; otomatik olarak şehrin farklı noktalarını da geniş bir zaman aralığında gezme olanağı bulunabilir.. ve yanlış hatırlamıyorsam kapanış saati; 5 kızın saçını aynı dairenin tek banyosunda yapmasını kaldıracak kadar ileridedir.

Louvre Müzesi

Şehrin simgesi Eiffel Kulesi olsa da, Louvre Müzesi’nin de önemi M.Ö.’ye dayanmakta ve İspanyol Da Vinci’nin Haçlı Seferleri sırasında kaybettiği halasını resmettiği ünlü eser Mona Lisa’ya ev sahipliği yapmaktadır. Müze kapanış saati 17.00’dir. Varışımızın 17.05 oluşunun gerginliği; Türkiyeden geliyoruz, son günümüz diye yalvarışımız, görevli kadının anlamsız bakışlar eşliğinde bizi dışarı çıkarması ile bir nebze daha artmış; sanattan mahrum edilişimiz ise tarihe bir kara leke olarak geçmiştir ve katiyen unutulmayacaktır.

Saatlerce araba kullanıp varılan Versailles’ın sadece gittiğimiz gün kapalı olması, ufacık bir göz atmak için en 5 metre yükseğe zıplamak zorunda olmamız ve o sırada yanımızda tramplenimizin olmayışı, “Sarayın açıkta kalan ufacık bir yeri de mi yok yahu” diye civardaki turistleri darlamamız ise gezimizin en iç ısıtıcı kısmı olmuştur ki zira Paris o gün 0 derece civarıdır. Notre Dame’a ise Louvre’a fark atılarak kapanıştan 10 dk sonra varışımız, Paris’e yavaş yavaş alıştığımızı gösterirken; içeri sıvışmış ve tırıs tırıs geri çıkartılırken hala bir şeyler görmeye çalışmamız kültürümüzü yansıtmaya fırsat bulduğumuz için gurur kaynağımız olmuştur.

Paris’e gelmişken Disneyland’a gitmemek olur mu? Tabi ki hayır.. Yine bir klasiğimiz olan kapısına kadar araba sürüşü hareketi gerçekleştirilmiş ve bilet fiyatlarını görünce kapıdan dönüşümüz İzmir fuarı elma kurdu sevdamızı hatırlatmıştır.( Malum öğrencilik – İnternet yok muydu ki neden önden bakmamışız acaba?)

Seine Nehri Kenarında Bağıra Bağıra Dedikodu..

Son olarak Seine Nehri kenarında oturduğumuz kafede bağıra bağıra dedikodunun dibine vurmuşken; yan masamızdaki akranımız gençlerin İzmirli çıkışı sayesinde ise memleket hasret giderişimizin minnettarlığı da hep kalbimizde bir anı olarak kalacaktır.

Bu şirin bir o kadar da görkemli sürprizli Avrupa kentini seyahat edin derim. Ha bir de bizim gezimiz 14 Şubat’a denk geliyordu. Bu tarihin özellikle 5 kız beraber gitmek için yılın en ideal zamanı olduğunu söyleyebilirim arkadaşlar.. Bir sonraki rotamızda görüşmek dileği ile. Esenlikle kalın..

Not: Tarihi bilgilerin kaynağı İlber Ortaylı’nın sık sık bahsettiği Cahiller’e aittir.

Reklam

İlk Yorumu Yapan Siz Olun..

Bir Cevap Yazın