Mutluyum!.. Çünkü yol yakınken dönüşlerim var

Mutluyum!.. Çünkü yol yakınken dönüşlerim var,
Huzuruma şaşırmayın, çünkü yarı yolda duranlardan koşar adım gitmişliğim var,
Kızmayın aşktan caymışlığıma, benim karşıdan tanımama gibi bir özrüm var,
Gelsin hayat bildiği gibi, elinde ne varsa hayata dair,
Ötesi hiç bir şey ya da vesair,
Gerisi misafir!..

“Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı. Nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı da ayakta tutanda benlik zannı değil Hiç’lik bilincidir” sözleri kalbimde, çalıyorum Hich Otel’in kapısını. Muhteşem bir karşılama eşliğinde Konya’ya “Merhaba” diyorum.

Konya M.Ö. 7000’li yıllardan günümüze insanlık tarihi açısından önemli medeniyetleri bünyesinde barındırmış bir yerleşim yeridir. Dünya üzerindeki ilk yerleşim yerlerinden kabul edilen Çatalhöyük’ün tarihi Neolitik Çağ’a (M.Ö. 8000-5500) dayanmaktadır. Buram buram tarih kokan Konya’da sayfalarımı 1200’lü yıllara, Mevlana’ya çeviriyorum.

Mevlana Celaleddin Rumi, 30 Eylül 1207 yılında Melameti Felsefesi’nin önde gelen liderlerinden Bahaddin Veled’in oğlu olarak Horasan’da dünyaya gözlerini açmıştır. 1218 yılında ailesiyle birlikte Horasan’dan yola çıkan Bahaddin Veled yedi yıl süren yolculuğunun sonunda İç Anadolu’ya, 1228’de Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın ricası üzerine Konya’ya, Selçuklu sarayının gül bahçesine yerleşir. Dönemin en ünlü Sufisi olan Mevlana derslerini ilk babasından alır. Melametiliğin nefsi ıslah etmek, alçak gönüllü ve hoşgörülü olmak, merkezi her yerde kabul etmek, korkmadan sevmek, ilke ve görüşleriyle büyüyen Mevlana babasının ölümünden sonra Halep ve Şam’a giderek Sufilerden dersler almıştır.

Şüphesiz Mevlana’nın hayatındaki dönüm noktası 12 Kasım 1244’de evine dönerken yolda karşılaştığı gizemli derviş Şemseddin Tebrizi’yle olmuştur. Bu esrarengiz karşılaşma Şemsi Tebrizi’nin kendisini anlayabilecek bir dost, bir hem dem aramasının sonucuydu. Şemsi Tebrizi bir gece rüyasında Allah aşkıyla yanan bir diğer kişinin de Anadolu’da olduğunu ve onu bulması için Anadolu’ya gitmesi gerektiğini görür. Sabah kalktığında heyecanla bu kişinin kim olduğunu merak eder ve ertesi akşam yatmadan önce Allah’a dua eder, “Ey Allah’ım o kişiyi bana göster, kim olduğunu bileyim” der ve o gece rüyasında Bahaddin Veled’in oğlu Mevlana’yı bulması gerektiğini görür. İşte böyle bir karşılaşmaydı Şems ile Mevlana’nın ki…

Şems’in “Sonsuzluğa götüren bir denizin kıyısına varmıştım. O zaman anladım ki susmak bir cüsse işi. Derin denizlerin işi… Sığ suları en hafif rüzgârlar bile coşturabiliyor, derin denizleri ise ancak derin sevdalar… Anladım ki derin ve esrarengiz olan her şey susuyor. Anladım ki susan her şey derin ve heybetli…” sözleriydi belki de Mevlana için söylediği, içinde ki Allah aşkını ateşlediği. Şems’den önce Mevlana açmamış bir güldü, hamdı sonrasında pişti ve yandı. Bu öylesine bir olgunlaşma, öylesine bir yanmaydı ki yıllar önce Feridettin Attar’ın “Biliyor musun, senin oğlunda dünyayı yakacak ateş var” sözünün gerçeğe dönüşmesiydi.

Dünyayı yakacak ateşi özümseyerek anlamak sanıldığından çok daha zordu, aşk kitaplardan okunarak öğrenilemezdi. Kalp gözüyle bakmak, aşkı bedenin de değil ruhunun derinliklerinde bulmak lazımdı. Hissederek geziyordum Mevlana Türbesini, babası Bahaddin Veled’in ölümünden sonra sevenleri Bahaddin Veled’in mezarının üzerine bir türbe yaptırmak istemişlerdi, “Gök kubbeden daha iyi türbe mi olur” diye Mevlana bu isteklerini haklı olarak geri çevirmişti. Şimdiyse hem Mevlana hem Bahaddin Veled milyonlarca seveni tarafından ziyaret edilen, enerjisini, huzurunu, dokusunu ziyaretçilerine hissettiren yeşil kubbeli türbeye sahipti. Mevlana türbesi dört fil ayağı olarak bilenen kalın sütun üzerine inşa edilmiştir. Türbenin kapısında, “burası aşıklar Kabe’sidir, her kim ki buraya nakıs gelir, buradan kamil olarak çıkar” yazmaktadır.

FullSizeRender (1)

 

FullSizeRender

IMG_2389

Duygularım karışık, aklım başımdan gitmiş, gelişim davetsiz, gidişim de elvedâsız bir şekilde dönüyordum Konya’dan…

Reklam

İlk Yorumu Yapan Siz Olun..

Bir Cevap Yazın