Kendi Başına Bir Evren

Kendi Başına Bir Evren

Bir kitap okumuştum bir zamanlar…
Dünyanın en dingin adamını anlatıyordu.. O kadar dingindi ki istediğinde suya, istediğinde çimenlere karışabiliyordu. Derken bu adam bir kızı sevdi ruhuyla. Sevdiği kızla sayısız duyguyu tecrübe etti. Onunla tüm dünyasını birleştirdi.. Hazlarını, duygularını…Hem de hiç konuşmadan… Hisler dünyasında buluştular hep… O kadar gerçek, o kadar engelsiz…
Sonra genç kadın 2. Dünya Savaşı sırasında öldürüldü. Genç adam hayatında ilk defa öfke hissetti. Göğüs kafesinde tanımlayamadığı bir duygu boğazına doğru yükselmişti.. Kabullenmişlikten çok uzakta bir duyguydu bu. Çaresizlik, nefret ve kızgınlık olarak tanımlayabilirdi bu duyguları.. O kadar yeniydi ki bu duygular onun için yepyeni bir tecrübeye doğru yol oldular ona…
Bir daha hiç eskisi gibi safça çimenlere karışamayacaktı, bir daha hiç bir su damlası olarak denize düşmeyecekti, okyanusa karışamayacaktı belki de…
Uzun bir yola çıktı. Bu yolda çalıştı, savaştı, öğrendi.. Bu savaşta bedeninin ve zihninin potansiyelini kullandı.. Para kazandı, karnını doyurdu, barınma ihtiyaçlarını giderdi.. Zihninde yoğurdu öğrendiği her bilgiyi. Ruhundan fedakarlık etti bir süre, ona yaşayacağı kadar baktı, geri kalanında savaştı..
Sonra bir gün geldi.. Ruh artık geri dönmek istedi.. İşte burada yakışıklı adamın çocukluk dönemi tamamlandı. Şimdi yetişkin olan kendini daha da büyütme zamanıydı… Artık zihni, ruhu, zekası ve vücudu bir aradaydı.. Yani sahip olduğu herşey…
İşte yaradılmış bir varlığın hiç bitmeyen yolculuğunda uğramış olacağı en güzel noktalardan biriydi bu…
Aşkla, sevgiyle, acıyla, nefret ve savaşla, hazla… insanoğluna ait tüm duygularla yoğrulmuş, bedeni ve zihni aşmış; ruha dokunmuş, onunla buluşmuş sonra herşeyi içine almış bir nokta. Kendi başına bir evren..

Reklam

İlk Yorumu Yapan Siz Olun..

Bir Cevap Yazın