İzmir’den İstanbul’a – aileden kopuş..

 

Liseden Üniversiteye geçiş.

İzmir gibi küçük biraz daha kendi halinde bir şehirden sonra İstanbul da nefes alabilmek.. İnsan denizden çıkmış okyanusa atılmış minik bir balık misali nelerle karşı karşıya olduğunu tahmin edemiyor başlarda.

Lise dönemi bellidir. Okuldan çıkar eve gider ders çalışır yemek yer uyursunuz. Aslında bir fanusta büyümüşsünüzdür ama bunu ancak İstanbul gibi kozmopolit bir şehrin kucağına yalnız başınıza düştüğünüzün yaklaşık 4. Ayında idrak edebilirsiniz.

O noktaya kadar belki aileniz bir arkadaşınızda bile kalmanıza izin vermemiştir. Eve girişinizin bile bir vakti vardır.Korumacı ailenizin kanatları altında, onların kurallarıyla gül gibi geçinir gidersiniz. Ama bu size hiçbir zaman yetmez. Biliyorum çünkü bana da yetmemişti.

Amaç aileden ayrı , tek başına yaşamak  ve kendi ayaklarının üzerinde durmak olunca, o özgürlük hayalleriyle oturup daha çok derslerinize sarılırsınız. İzmir yada şuana kadar yaşadığınız şehir , hayalinizdeki özgürlüğe yetmez. Uzun çabalar sonucu artık beklenen an gelmiştir… Çalışıp çabalayıp İstanbul’da hayalini kurduğunuz üniversiteyi kazanmışsınızdır. O noktaya kadar “Ya sonrası” hiç düşünülmez. Kazandın tamam ama ya sonrası??? Sonrası başta sadece özgürlük ve kendi kurallarındır…

İstanbul’a yerleşmek,kendi kurallarınla  keşfedilmeyi/yaşanmayı  bekleyen  yeni bir şehir , yeni insanlar ve neredeyse bütün hayatın amacı Üniversiteye geçiş, “ben başardım , büyüdüm, oldum” zannetmek. Sonunda hayaller gerçek oldu.

İzmir’den sonra İstanbul da;

İlk başlarda anlamazsın bu şehrin ne kadar büyük olduğunu. Arkadaşların olmazsa kim  seni kolundan sürüklerek  gezdirir ki dağ tepe..ya da kendi başına 5 İzmir kadar büyük olan bir şehri gezecek kadar cesur musundur ki başlarda ….

Başlarda alışamayabilirsin. Elbet yolunu kaybedip taksilerin seni bir iki kere kazıklamasına razı olacağın günlerde olacaktır, ya da çoktan olmuştur. Ama zamanla sende öğreneceksin burada da kendi kuralların yok , şehr-i İstanbul un kuralları var ve sen ancak bunlara göre yaşayabilirsen , karış karış öğreneceksin bu 7 tepe,2 kıtayı birleştiren şehri…

Bir müddet sonra yol tarifleri bile yapmaya başlarken bulacaksın kendini ama öncelikle 1. Köprüden 2. Köprüye kadar uzun bir yürüyüş yaparak başlayabilirsin İstanbul’u tanımaya. Çünkü en canın sıkkın olduğu zamanlarda tek olmak isteyeceğin yerlerden biri gibidir deniz kıyısı. İzmir’i andırır çünkü biraz sanki karşıda Karşıyaka ya da Göztepe varmış gibi huzur bulabilirsin boğaz kenarında. Sahil boyunca uzanan kafelerden birinde oturup ders çalışmak kadar keyiflisi yoktur mesela, ya da arkadaşlarla muhabbet etmek gibisi.

İlk başlarda İstanbul’dan İzmir’e olabildiğince uygun tarifeler bulup gidip-gelmeye çalışırsın.Ama bir kere alıştın mı İstanbul’a araları açılır İzmir ziyaretlerinin. Çünkü İstanbul’dur  artık senin memleketin. Benimsemeye başlamışsındır bir kere, hemde bir daha dönemeyecek kadar memleketine…

Yurt hayatı ve Eve geçiş

Okul başlamadan önce itina ile yurt ve ev araştırmaları yapılır ama ilk kez çocuğundan ayrılacak olan aileler kendilerince kontrol mekanizmaları devam etsin istedikleri için  çoğunlukla  yurttan yanadırlar. Çünkü kendine bakma konusuna gelince hala sana karşı bir güvensizlik söz konusudur ki bunun içinde ev masraflarını bahane edebilirler.

Başta aile seninle gelir yurdunda odanı görürler, oda arkadaşınla tanışırlar ve böylece kendi içlerini de ferahlatmış olurlar.
Yurt hayatı çok zevklidir başlarda. Birçok insanla tanışırsınız. Oda arkadaşınız ile kaynaşırsınız. Okula gider gelir okulun sistemini anlamaya çalışırsınız. Oda arkadaşınız varsa en azından odaya geldiğinizde otomatikman  2-3 laf edebileceğiniz bir arkadaşınız olmuş olur.

Ama oda arkadaşıyla kankalık bir yere kadar daha sonraları işin rengi değişmeye başlar ama bu bambaşka bir hikâye…
Yurtların kendi içinde sistemleri vardır. Kahvaltı veren-vermeyen. Çamaşırlarınız yıkayıp ütüleyip odanıza bırakan bir sistem ya da kendinizin yıkayıp ütülemeniz gereken kurulu bir sistem.

Hepsinin kendi içinde sorunları ayrıdır. Kıyafetleriniz karışır bulamazsınız 3 ay sonra ortaya çıkar ya da hiç çıkmaz.
6. ayın sonunda yurttan sıkılmaya başlarsınız. Oda arkadaşı ayrı bir problemdir çünkü o farklı bir şehirden gelmiştir ve yapılarınız, öğrenmişlikleriniz , kendi koyduğunuz kurallarınız uyuşmaz,  gösterdiğiniz anlayış bir müddet sonra tükenmeye başlar.

Yurt içinde gruplaşmalar başlamıştır ki sömestre girilir. Geri dönersiniz doğup ,büyüdüğünğüz ama artık ait hissetmemeye başladığınız şehrinize.Biraz hasret giderir , nefes alır dönersiniz yeni şehrinize, İstanbul a ve  o nefesle  1 ay daha güllük gülistanlık geçerirsiniz zamanı.. Sonra yine hayatın gerçekleri bir bir çıkar karşınıza problem olarak..
Basit bir örnek;  oda arkadaşım sürekli televizyon izlediği ve bende bu durumdan dolayı ders çalışamadığım için ,bir gün dayanamayıp televizyonun kablolarından birini söküp çekmeceme atmış vizeler geçtikten sonra tekrar yerine takmıştım.

Kız televizyon bozuldu zannedip 1 hafta çırpınmıştı. Başka odalarda dizilerine devam etmişti. Yaptığım doğru olmasa bile ,diziler vizelerden herzaman  daha önemlidir =) Çünkü desrlerdeki başarısızlık İstanbul macerasının sonunu getirebilir bir risktir.
1 yılın sonunda artık eve çıkmak için koşulları oluşturmaya başlayıp ( ev arkadaşı – yandaş vb ) aileye baskılar oluşturmaya başlamışsınızdır bile. İkna çabaları (genelde  ben yurtta ders çalışamıyorum vb) biraz vaktinizi alır haliyle. =)

Üniversite Hayatı

high-school-to-uniÜniversite sisteminin lise ile uzaktan yakından bir alakası yoktur. Artık bu sizin yolculuğunuzdur.Ne size dersini çalış çocuğum diyen bir anne/baba, ne size bir şeyler öğretebilmek için çırpınan öğretmenleriniz vardır.Burada dersi , konuyu , öğretim görevlisini takip etmek , devamsızlıkları hesaplamak , bunlarda sizin büyümenizin yeni sorumluluklarıdır.Daha proje bazlı çalışmaya başlayacağınız,yılda 2 kere finaller ve vizeler için kütüphanelere kapanmaya başlayacağınız,grup çalışmalarına yatkınlık göstermek zorunda olacağınız ve en önemlisi artık yapmak istediğiniz meslek için çabalamak zorunda kalacağınız -aslında göz açıp kapayıncaya kadar geçen -bir dönem bu.
Ne kadar iyi öğrenir ve başarıyla mezun olursanız ileride çok ekmeğini yiyeceğiniz bir dönemdesinizdir.

Merak etmeyin hiç birimiz üniversiteye ilk girdiğimizde bu bilinç ile çalışmadık. Biraz işin eğlencesindeydik..Daha bir gönül işlerine kendimizi kaptırdığımız bir dönemdi. Ta ki son sınıfa gelip “mezun olunca ne yapacağım ya ben” diye kendi kendimize sormaya başlayacağımız zaman.
Üniversitenin en güzel yanlarından biri  ders aralarınızın uzun olması yada 1 gününüzü komple boşaltıp deliler gibi uyuyabilmektir mesela. Bu eğer hazırlık okuyacaksanız daha idrak edemeyeceğiniz bir lükstür. Ama hazırlık atlamak kadar da güzel bir şey yoktur. Hazırlık Üniversitenin tabiri caiz ise “Çömezlik” dönemidir.
Size önerim özgürlük sınırlarını genişletebilmek için çok çalışıp üniversiteyi benim gibi 3.5 yılda bitirip iş hayatına atılmak için can atmamanız.

Merak etmeyin iş hayatı hiçbir yere kaçmıyor ömür boyu hep içinde olacaksınız.Üniversite dönemini biraz uzatmaktan zarar gelmez. Hayatınızın en unutulmaz yıllarını yaşayacağınız bir dönemdesiniz.
Gezebildiğinizce gezin , çünkü iş hayatına atıldıktan sonra vakit olarak o kadar özgür olunamıyor gezip-tozmak için.
İstanbul’da okuma şansınız varsa ve aileniz size bu lüksü sunabiliyor ise ,bu fırsatı kaçırmayın!

Daha sonra hayata teşekkür edeceksiniz, yaşadıklarınız , öğrendikleriniz ve deneyimledikleriniz için.

Hele de dönüp kendi şehrinizde okuyan arkadaşlarınızın hayata bakışıyla sizinki arasındaki farklılıkları gördükten sonra…

Şimdilik bu kadar…

Bir sonraki yazımda Eve dönüşle yanınızda olacağım..

“An”ı yaşamak dileğiyle =)

Reklam

İlk Yorumu Yapan Siz Olun..

Bir Cevap Yazın