Herşey Birbiriyle Bağlantılı mı?

Herşey Birbiriyle Bağlantılı mı?

Bu hafta içinde tanıyan tanımayan herkesi derinden üzen bir olay yaşadık. Çok sevgili bir arkadaşım çok sevgili annesini kaybetti. Tüm yakınları yasta. Herkes çok üzgün. “Gitmemeliydi” diyorlar, “daha çok gençti”… “Tabi ölüm Allah’ın emri ama nasıl kabul edeceğiz bu kadar erken?” Sonra başka bir grup aralarında konuşuyor, “Melek gibiydi” … Bense etrafımı inceliyorum. “Yok canım diyorum, şaka olmalı…”, “Böyle gidişler sadece filmlere duygu yüklemek için senaristler tarafından yazılır…” Bir anda birşey oluyor, yıllardır çok iyi bildiğim bir şeyi o onda idrak ediyorum..
Sonu var.. Sonu var.. Sonu var…
Peki o zaman ben bu hayatta yaptığım şeyleri neden yapıyorum? Bu çaba niye? Stres getiriyorsa içinde sevgi ve iyi niyet olduğuna emin miyim gerçekten? Ya zamanım kalmadıysa? Kulaklarım çınlamaya başlıyor. Neredeyse teselli edilecek duruma ben geçeceğim.
Kendimi sakinleştiryorum ve dalıp gidiyorum uzaklara ama çok uzaklara da değil hemen yakın geçmişe, haberi aldığım günün sadece 1 hafta öncesine…

Günlerdir uyanıyorum sinirliyim, yatıyorum sinirliyim. İş yerinde odaya giriyorum, daha da sinirliyim. Çıkıyorum, eve gidiyorum sinirliyim. Çok yoğunum ya çünkü, o yüzden çok sinirliyim.. Ben sinirli olunca sanıyor musunuz ki herkes sakin. Herkes de hop elektiriğime kapılıyor. Alıyor herkesi bir sinir. Eve geliyorum sinirliyim diye uyuyorum, kalkıyorum yiyorum yine yatıyorum. Derken çok sevdiğim arkadaşım arıyor, meşgule atıyorum yine arıyor. “Uyuyorum!” diye açıyorum. Sakin bir ses “annemi kaybettik” diyor…… Kafamın içinde bir sessizlik, ağzımda “ne? ne?” sözleri çıkıyor sadece. Nasıl olur gencecik bir kadın. Sağlık sorunları var ama yaşı çok genç, idrak edemiyorum. Uykulardan kalkamayan ben, sabaha kadar uyuyamıyorum. Midemde bir bulantı, fani dünya stresinden eser kalmadı. Yerine üzüntünün dışında bir sıkıntı. Bir idrak… Anneler de gidiyor, babalar da, evlatlar da… Biz gidiyoruz biz. Valla gidiyoruz, İnan ki gidiyoruz, an be an gidiyoruz…

Ertesi gün atladım uçağa doğru İstanbul’a. Destek ekibi hazır ve nazır yerini aldı. Bazen hafif diner gibi oluyor, bazen de bir nüksediyor ki acısı hepimiz susup kalıyoruz karşısında. Derken cenaze günü geldi çattı.. Sevgili arkadaşımın birtanecik annesi toprağa verildi. Ne çok seveni varmış ki cami de mezarlık da doldu taştı. Kendi arkadaşımızın yanına yaklaşamadık resmen kalabalıktan.

Sonra dua okunması için (hayattan bir ders daha almak üzere) arkadaşımın annesinin evine gittik. Derken kapı çaldı bir koli geldi. Rahmetlinin yazdığı kitabın basımı bitmişti. Kitaplar hazırdı. Bir mesaj daha aldım sanki, evet evet bir mesaj aldım.. Şu dünyada hepimizin bir misyonu var. Bize biçilen zaman da bu misyonu tamamlamak üzere. Hepsinin zamanı denk, hepsi hesaplı kitaplı. Dedik ki şerle hayır kardeşmiş…Şer ve hayır derken, ölüm ve yaşamdan bahsetmiyorum. Bir insana kitap yazdıracak kadar bilgi birikimi sağlayan her olaydan bahsediyorum..
Tam da bunu düşünürken şahane bir kadınla tanıştım dua evinde. Beni öyle mutlu etti ki onunla sohbet etmek, dedim ki hakkaten hayır da şer de kardeş..

Dedim ki herşey herkes birbiriyle bağlantılı. Hiçbir şey tesadüf değil. Tüm düzen tıkır tıkır işliyor, sen de tam olman gereken yerdesin.. Olması gereken insanlarla arkadaşsın, görmen gereken olaylara şahitsin… İşte bu yüzden fani olmanın şanından gelen çabanla, ölümsüz düzene teslim olarak yaşamalısın…

Reklam

İlk Yorumu Yapan Siz Olun..

Bir Cevap Yazın